OKUTAN EĞİTİM

Dr.Mehmet OKUTAN

Eğitim, Yönetim


MENÜLER

* ANASAYFA
* KİMLİK
* KÜTÜPHANE
* Arkadaşlarım

Kategoriler


Almanya izlenimleri

ALMANYA İZLENİMLERİ(2)

 

Dr. Mehmet OKUTAN

 

Almanya’nın yetişkin eğitiminin “yaşam boyu eğitime” dönüştüğü gelişmiş ülkelerden biri olduğu kolayca anlaşılıyor. Misafir olarak kaldığımız eğitim kurumu da yetişkin eğitimini üstlenmiş özel öğretim veren bir kurum…Bu kurumda iş hayatında kendini geliştirmek isteyenlere eğitim imkânları mevcut. İş hayatında herhangi bir nedenle özürlü hale gelmiş meslek elemanlarına da rehabilitasyon imkânı sağlanarak, yeni meslek edinme fırsatı verilmektedir. Bu okul, ayrıca son zamanlarda AB projelerinde dünyanın her tarafından katılımcılara ortak olmakta ve onların projelerinin hayata geçirilmesine katkı sağlamaktadır. Geniş bir alana kurulan bu kurumda, ayrıca kreş, anasınıfı ve huzurevi bulunmaktadır. Okul da şehirden uzak bir köyde inşa edilmiştir. Bir anlamda “kamp görünümüne” sahip bir havası var. Böyle bir ortam, iş edinmek isteyenlerin de, işi olup da yeni iş edinmek isteyenlerin de ihtiyaçlarını karşılamaya çok uygun görünmektedir. Huzurevinde barınanların işi çok daha iyi gibi görünüyor. Burası, havası, suyu ve eğitim imkânları ile tam bir yaşam boyu eğitim yerleşkesini andırıyor. Bu da gelişmişliğin dışa yansıyan kısmı olarak karşımıza çıkıyor.

            Aynı ilçeye bağlı bir köyde hizmet veren “Halk eğitimi merkezi” de yaşam boyu eğitimin somutlaşmış bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu eğitim merkezinde yediden yetmişe herkesin yararlanacağı kurslar var. Özellikle yaşlı bayanların yararlandığı bir merkez olarak karşımıza çıkan bu kurumda, herkesin her zaman yararlanabileceği eğitim imkânları var. Bu merkezde yürütülen bir eğitim projesinin adı, “50 Yaşındaki Kadınların Yaşam Kalitelerinin Geliştirilmesi” olarak konmuş. Genç nüfusun az olduğu bu ülkede yaşlıların öne çıkmış olması normal karşılanabilir. Ancak buradaki “yaşlılık”  bizim kültürümüzdeki “işi bitmişlik” olarak algılanmadığını belirtmek gerekiyor. Burada herkes, her yaş döneminin güzelliklerinden keyif almasını öğrenmiş, bulunduğu yaş seviyesinde mutlu olmaya çalışmaktadır. Mesela, onların “Yaş yetmiş, iş bitmiş” veya “Ununu elemiş, eleğini asmış” gibi atasözleri yok. Hayatın sürdüğü her dönemde işin devam ettiğine inanılan bir kültürde, eğitim beşikten mezara kadar, yani “yaşam boyu” sürmektedir. İşte bu felsefe, halk eğitim merkezlerini köylere kadar götürmüş, eğitimin halkın ayağına kadar gitmesine katkı sağlamıştır.

Eğitimin halkın ayağına gitmesi, halkın yaşam kalitesini artırmasına önemli derecede katkı sağlamıştır. Bu halk eğitimi merkezindeki kurslardan birinin konusu “Nasıl Daha İyi Kavga Edebilirim?” olarak düşünülmüş. İçeriğini sorduğumuzda, “Aile İçi Çatışmaların Yönetimi” ile ilgili konulardan bahsedildi. Evet, yaşı ne olursa olsun, kadın erkek herkes aile içi çatışmaları daha iyi nasıl yönetebileceğinin eğitimini almak üzere bu kurslara geliyorlar. Üstelik günlük 52 Euro ödeyerek!..Evet, buradaki bütün eğitim kursları paralı olup, paralı olduğundan dolayı kurslara adam bulamamak gibi bir sorunu da yaşamıyorlar. Burada eğitim, zorunlu ihtiyaçlar kapsamında düşünülmekte; ekmek ve su için para harcandığı gibi, eğitim için de paranın harcanması gerektiğine inanılmaktadır. Emeğin mutlaka maddi bir bedeli olduğuna inanılan bu ülkede, eğitimin bireylerin yaşam kalitesini artırdığına inanıldığı için, eğitimden yararlananların mutlaka bir bedel ödemesi gerektiği hususu çok normal karşılanmaktadır. Bizdeki eğitimler “bedava” olduğu için mi etkin değildir? Eğitimin kalitesi, ona verdiğimiz değerle bağlantılı olarak ortaya çıkmıyor mu? Öyle olmasaydı bizdeki eğitimlerden de bireylerin kalitesine beklenen katkı ortaya çıkabilirdi. Acaba eğitimlerin bedava olması, eğitimlerin etkililiğini düşürüyor olabilir mi? Bence eğitimlerin kalitesinin istenen seviyede olmamasının bir nedeni de bu eğitimlerin “bedava” olması olabilir. Öyleyse, eğitimi bedava bir iş olarak görmemek, gelişmişlik ölçütü olarak değerlendirilebilir. Gelişmiş ülkelerdeki gelişmişliğin önemli bir boyutu eğitimle ilgili olup, eğitimin zorunlu ihtiyaçlar kaleminden sayılması da gelişmişliğin doğal bir sonucudur.

Bizdeki Halk Eğitim Merkezlerinde sürdürülen eğitimlerin “bedava” olması, bu merkezlerin işlevsizleşmesinin en önemli nedenlerinden sayılmalıdır. Gelişmiş ülkelerden ülkeme bakarken dikkatimizi çeken en önemli sorun, bizde eğitimin zorunlu bir iş olarak görülmemesi ve eğitimin “örgün eğitim” olarak değerlendirilmesidir. Oysa bu ülkeler, eğitimi “yaşam boyu eğitim” olarak değerlendirilmekte ve bireyin her yaş döneminde onun eğitimine katkı sağlamanın endişesi taşınmaktadır. Gelişmişliğin ortaya çıkması, yaygın eğitimin “yaşam boyu eğitim” kapsamında değerlendirilmesi ile yakından ilişkilidir.


Tarih: 17:52, 20/5/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Almanya izlenimleri

ALMANYA’DAN MERHABA

 

Dr. Mehmet OKUTAN          

 

Trabzon Of Halk Eğitim Merkezi Müdürü Sayın İbrahim OKUTAN’ın yaptığı “Engelli Yetişkin Mesleki Eğitimi ve Yönetiminin Araştırılması, İncelenmesi ve Değerlendirilmesi” konulu proje uygulaması 13.04.2008 Tarihinde Almanya’da başladı. Projenin bir ayağı da Hollanda’da gerçekleştirilecektir.

Projede 7 yararlanıcı yer almaktadır. Bu satırların yazarı ile birlikte Sayın Ahmet GÜL(Örgün ve Yaygın Eğitim Vakfı Genel Başkanı, Bakanlık Müşaviri) ve Sayın Selim Yavuz SANDIKÇI(Milli Eğitim Müdürü) da proje yararlanıcısı olarak yurt dışında bulunuyoruz.

Almanya’daki konaklama yerimiz, yetişkin meslek eğitiminin yapıldığı özel bir okul. Çok geniş bir alana kurulmuş, eksiksiz bir kampus görünümüne sahip olan bu okulda yatılılık dahil, her şey düşünülmüş. Ayrıca engelli yetişkinlerin meslek edinmeleri ya da var olan mesleklerinden başka bir meslek edinebilmeleri için özel eğitim imkanları var. Bu okulda aynı zamanda, meslekte engelliliğe düşmüş yetişkinlerin rehabilitasyonları için de gerekli eğitim fırsatları da düşünülmüş.  

Bu proje ile ilgili ayrıntılı izlenimlere daha sonraki yazılarda geniş bir yer vermeye çalışacağım.

Almanya’nın bize hatırlattığı ilk şey, burasının gelişmiş bir toplum olduğu gerçeğidir. Gelişmişliğin eğitimle doğrudan ilişkili olduğu gerçeğini de hemen gözlemleyebiliyorsunuz. Bu gerçeği öğrenmek için buralara kadar gelmeye gerek var mı idi? Evet vardı!.. Bazı şeyleri yaşayarak daha iyi öğrenebiliriz. Bildiğimiz bu eğitim ilkesini yaşayarak teyit etmiş olmak benim için önemli bir kazanım olmuştur.

Gelişmiş ülke olmanın bir göstergesi de, kişisel mutluluktur. Bu durumu buradaki insanların beden dillerinden rahatlıkla okuyabiliyorsunuz. Herkesin yüzü gülüyor; hatta çoğu kahkaha atıyor. Ama insanların yalnızlıkları da her yerde kendini ele veriyor. Nüfus yaşlı…Yaşlılık yaşlıların paylaştığı bir olgu; bu paylaşımda çocuklar hiç yok gibi…

Batı’nın hayranlığı ile vakit geçirmek yerine, kendimize dönüp Batı’nın güzelliklerinden faydalanmayı bilmenin daha akıllı bir iş olacağını burada tekrar anladık. Batı ne bütünüyle iyi, ne bütünüyle kötüdür. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Batı karşısında aşağılık kompleksine kapılmaya hiç gerek yoktur. Batı’nın gelişmiş olması, insan yetiştirme düzeni ile doğrudan ilişkili olduğu gibi, enerjilerini bizim gibi boş şeylerle harcamadıkları ile de ilgilidir. Örneğin biz en az 20 yıldır insanların neler giyeceklerine ilişkin gündemle meşgul olurken Batı, bilim ve teknoloji alanında enerji harcadı. Sonuç ortada!..

Bilimin egemen olduğu bir toplumda insanların, insanların hayrına işlerle meşgul olduklarının en güzel örneğini bu toplumda görmek mümkündür.

Kaldığımız yerleşim yeri bir köy olmasına rağmen, her şey mevcut; alt yapı, vs. eksiksiz…

Almanya’dan ilk izlenip olarak verebileceğim şeyler bunlar…Gerisi daha sonraki yazılarda… 

 


Tarih: 17:49, 20/5/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Uluslararası Okulöncesi Sempozyumu

ULUSLAR ARASI OKULÖNCESİ SEMPOZYUMU ÜZERİNE

 

Dr. Mehmet OKUTAN

 

 

Trabzon’da 30 Nisan – 2 Mayıs 2008 tarihleri arasında bir uluslar arası sempozyum gerçekleştirildi. Sempozyum, okulöncesi eğitimin önemini yaygınlaştırmak amacına yönelik olarak düzenlendi. Sempozyumun sahibi Trabzon Valiliği idi. Trabzon Valiliğinin eğitime, özellikle de okulöncesi eğitime özel bir önem verdiğini biliyoruz. Bu sempozyumla okulöncesi eğitime verilen önemin il çapında vurgulanması hedefleniyordu. Maksadın hâsıl olup olmadığı konusunda çok net bilgilerimiz olmamakla birlikte, böyle bir sempozyumun Trabzon gibi bir üniversite ve kültür kentinde yapılmış olmasının çok önemli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum.

Sempozyuma birçok resmi ve sivil toplum örgütü katkı sağladı. Özellikle üniversitemiz de bu sempozyuma çeşitli alanlarda katkı sağladı. Ne var ki, üniversitenin asıl katkı yapması gereken yönünün eksik kaldığını düşünüyorum.

Sempozyumda üniversitemizdeki akademisyenlerden hiçbirinin bilimsel bir çalışmasının yer almamış olması, bu sempozyumun güzelliğine gölge düşürdü. Sempozyumda tartışılan bildirilerin seçilerek değil de kişilere özel belirlenmiş olması, sempozyum düzenleme usûlüne de uygun düşmedi. Ayrıca özellikle Ankara Üniversitesinin sempozyumda etkin bir şekilde yer almış olması, yarım asırdan fazla bir geçmişe sahip üniversitemiz açısından iyi bir duruş olmadı. Üniversitemizin ilgili bölümlerinin akademisyenlerinin bu sempozyumda etkin olmamalarının önemli bir sorun olduğunun altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yarım asırlık bir üniversitenin eğitim alanında daha etkin olabileceğini biliyorum. Ancak her nedense bu önemli etkinlikte üniversitemizin ikinci planda kalması, mensubu olmaktan kıvanç duyduğum üniversitem adına üzücü bir olaydır. Bu olayın üzerinde tüm ilgililerin, özellikle biz akademisyenlerin daha çok düşünmeleri ve gelecekteki etkinliklere daha çok katkı yapılabilmesinin çareleri çeşitli ortamlarda tartışılmalıdır.

Üniversite yöneticilerinin özellikle Sayın Rektörümüzün, bu tür etkinliklerde daha çok yer almamız gerektiğinin endişesini taşıdığını biliyorum. Ortaya çıkan manzarayı yeniden hep birlikte düşünüp, geleceği nasıl daha rasyonel bir biçimde tasarlayabileceğimizin hesabını şimdiden yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda üniversite yöneticilerinin biz akademisyenlerin önünü açmaya hazır oldukları konusunda hiç kuşkum yoktu. Yeter ki, bu tür etkinliklerin bilimsel etik ve yöntemlere uygun gerçekleştirilmeye çalışılsın!..

Sempozyumda çok önemli bildiriler tartışıldı. Ancak bu bildirilerin kamuoyunun anlayacağı bir formatta sunulmamış olması, halkın okulöncesi eğitim anlayışı bakımından bilinçlendirilmesinde istenen etkiyi yapamadığına ilişkin kuşkuları ortaya çıkardı. Yani bildirilerin bazılara çok “akademik” kaçtı.

Sempozyumun sahibi Sayın Vali Nuri OKUTAN’ın neredeyse bütün bildirileri dinlemesi, sempozyuma olan ilgiyi hep canlı tutmayı sağladı. Sempozyumun bütün işlerini yürüten Milli Eğitim Müdürlüğü ekipleri de üstlerine düşeni yeterince yerine getirdi. Başta Milli Eğitim Müdürü Sayın Selim Yavuz SANDIKÇI ve ekibi, bu sempozyumun yüz akı ile sonuçlanmasında üstün gayret gösterdiler. Bu sonuç, Trabzon’un bu tür etkinlikleri gerçekleştirebilecek potansiyele fazlasıyla sahip olduğunu gösterdi.

Trabzon’da gerçekleştirilen uluslar arası sempozyum, Trabzon’un neler yapabileceklerinin ipuçlarını verdi. Bu ipuçları, geleceğin daha iyi olacağına ilişkin göstergeleri beraberinde taşıyordu. Trabzon’da her şey var, “helva yapacak usta”ya ihtiyacımız vardı. Bugün geldiğimiz noktada bu ustaların da mevcut olduğu anlaşılıyor. Trabzon’u yönetenlerin, Trabzon’un dinamiklerini harekete geçirmeye muktedir olduklarını görmek, insanı gerçekten umutlandırıyor. Sayın Rektörümüz, üniversitenin insan kaynaklarını yönetmede üstün gayret gösterirken, Sayın Valimiz de İlin insan kaynaklarını harekete geçirmenin endişesini taşıyor.

Trabzon’un bir üniversite ve kültür şehri olduğunu herkese anlatabilmemiz gerekir. Tabii ki, öncelikle buna bizim inanmamız şarttır. Bu tür sempozyumlar, Trabzon’un bir kültür şehri olduğunu anlatabilmenin en kestirme yoludur. Bu konuda herkesin elini taşın altına koymasının şart olduğunu biliyoruz…


Tarih: 17:45, 20/5/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bir Lider: Vali Nuri OKUTAN

BİR LİDER MODELİ: VALİ NURİ OKUTAN

 

Dr. Mehmet OKUTAN

 

Eğitim Yönetimi ve Teftişi yüksek lisans programında okutmakta olduğum “Eğitim Liderliği” dersinin geçen haftaki konuğu Sayın Valimizdi.

Bir ilin en üst düzey yöneticisinin eğitimi gündeminin ön sıralarına almış olması, Trabzon için elbette ki, büyük bir şanstır. Çünkü atasözünün dediği gibi, “Baş nereye giderse, ayaklar da oraya gider”. Bir ilin yöneticisi, eğitimi ilin en önemli sorunu olarak değerlendiriyorsa, bu ilde eğitimin sorunlarına çözüm üretilebilecek demektir. Bir sorunu yönetebilmek için, öncelikle o konunun “sorun” olarak değerlendirilmesi gerekir. Bir konunun sorun olarak görülmesi, bu sorunun yönetilebileceğinin en önemli göstergesidir. Bir ilin en üst düzey yöneticisinin, eğitimi sorun olarak algılaması, ilin eğitim sorunlarının asgari düzeye inebileceğinin işaretlerini vermektedir.

Geleceğin yönetici adayları olarak derste bulunan öğrenciler(öğretmenler), Sayın Nuri OKUTAN’ı dinlerken, kuramsal olarak öğrendikleri “liderlik bilgilerini” somutlaştırmaya çalıştılar. Bu çalışma sonucunda, “lider nasıl olmalıdır?” sorusunun cevabını Sayın Valinin şahsında buldular.

Liderliğin özelliklerini kuramsal olarak öğrenmek ve tartışmak iyi, ama bu özellikleri bir örnek olay ile somutlaştırmak çok daha iyidir. Sayın Valimiz, bize bu imkânı verdiği için O’na ne kadar teşekkür etsek azdır. Çünkü bu birliktelikte, Sayın Vali, bize liderlik eğitiminin çok önemli ipuçlarını yakalayabilme fırsatı verdi. Öğrencilerin de bu birliktelikten çok büyük bir keyif aldıklarını biliyorum.

Sayın Valimiz, eğitime gönül vermiş bir yönetici ve yöneticiden çok bir lider olarak hepimizin gönlüne girdi. Liderliği öğrenme çabası içinde olan bu öğretmenler, bu dersten sonra, “Nasıl lider olunur?” sorusunun cevabını daha iyi bulmaya çalıştılar. Denilebilir ki, bu dersten sonra, öğrencilerin kuramsal bilgileri somutlaştı. “Nasıl lider olunur?” sorusunun cevabı, ancak böyle bir yöneticide somutlaşabilirdi.

Liderlik eğitiminde örnek olay yönteminin çok işe yarayacağını biliyorum. Nitekim yanılmadım; herkes çok büyük bir memnuniyet içinde dersten ayrıldı. Öğretmenler, belki ilk kez bir Vali ile aynı ortamı paylaşmanın mutluluğunu yaşayarak da ayrı bir keyif almış oldular. Bu durumun, onların öğretmenlik mesleğini icra ederken içinde bulundukları motivasyon durumunu da etkilediğini biliyorum. İlin en üst düzey yöneticisinin bu üst düzey motivasyonlu durumu, öğretmenlerin de motivasyon durumunu üst düzeylere çıkarmıştır. Çünkü, motivasyon bulaşıcıdır; yöneticide varsa, yönetilende de vardır. Hele bu motivasyon Vali’den geliyorsa, o ilde görev yapan bu öğretmenlerin motivasyonlarının daha üst düzeylere çıkmış olması kaçınılmazdır.

Bu dersi onurlandırarak, bu dersteki öğretmenlerin işteki motivasyon durumlarını iyileştirmeye katkı sağlayan Vali Nuri OKUTAN’a teşekkür etmek başta bu satırların yazarı olmak üzere, bütün öğretmenlerin boynunun borcudur. Hiçbir emeğin boşa gitmeyeceğini biliyoruz. Öğretmelerin derslerini onurlandıran Sayın Valimizin de bu emeğinin boşa gitmeyeceğine garanti verebilirim.

Bir eğitim gönüllüsü Vali’nin Trabzon’da görev yapması, başta öğretmenler olmak üzere, bütün meslek grupları için önemli bir şanstır. Bize düşen bu şansı gereği gibi değerlendirmek olmalıdır. Liderlik dersinde yapmaya çalıştığımız da budur; bu şansı değerlendirmek!..

Bu derste ilimizin daha başka yöneticilerini konuk ederek, yönetici adaylarına farklı lider örneklerini göstermek istiyorum. Bu bağlamda Sayın Rektörümüzü davet etmek istedim. Ama Rektör Bey, bu aralar çok yoğun olduğu için gelemeyeceğini bildirdi.

Öğrenmede farklılık yaratmak, öğrenmeyi canlı ve kalıcı yapar. Bu durumun ortaya çıkması için biz elimizden geleni yapmak zorundayız. İnanıyorum ki, inandığımız bir işi yapmada ilgililer bizi kırmayacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Sayın Valimiz bizim dersimizi onurlandırarak, liderlik özelliklerinin modelini sundu. Çok teşekkür ederim.

 


Tarih: 17:22, 1/4/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR KISSA BİN HİSSE

BİR KISSA BİN HİSSE

Dr. Mehmet OKUTAN

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı…Kese, altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde …"Bu altınlar, kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
"Her engel, yaşam koşullarınızı daha
iyileştirecek bir fırsattır …"

Öğretmenlik meslek bilgisi derslerinde öğretilen bir bilgi vardır: “Başarı, daima başarıyı getirir!” Bu bilgiye yeni bir bilgi eklendi son zamanlarda. O da şu: “Her başarısızlık, mutlaka başarıyı getirir!..” Başarmak için, mutlaka başarıları basamak yapmak zorunda olmadığımızı öğrendik. Başarısızlık da çoğu zaman başarmak için önemli bir motivatör olabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yaşam koşullarının iyileştirilmesinde, önümüze çıkan engelleri birer fırsat bilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Yukarıdaki kıssa, hayatımızda önümüze çıkan egelerin yaşam kalitemizi yükseltmede önemli birer fırsat olarak kullanılabileceğine vurgu yapmaktadır. Her engelin, yaşam kalitemizi yükseltecek önemli fırsatlar olduğunun bilincinde olmak, önümüze çıkan engellerle yaşamaya ve onlarla mücadele etmeyi kolaylaştırır. Önümüze çıkan engellerin, her zaman olumsuzluk olmadığını bilmek, olumsuzluklarla mücadele etme gücü verir.

Hayattaki engeller, başarı azmimizi ve sabrımızı artırır. Önümüze çıkan her engeli başarmamıza bir itici güç yapabilmek, hayattan keyif almayı öğretir. Kültürümüzde engellerle baş etmek yerine, engellere lanet okumak ve başkalarını kötülemek sanki gelenek haline gelmiştir. Halkın dinlediği türkülere de yansıyan bu anlayış, engellerle baş etmek yerine, engeller üzerine söz söylemeyi normal hale getirmiştir. “Batsın bu dünya” veya “Tanrım beni baştan yarat!” diye başlayan şarkı sözleri, kültürümüzün engellere bakışını özetler gibidir. Dünyanın engelleri ile baş etmeyi denemek yerine, bütün dünyayı batırmayı isteyen anlayış, engellerle yaşanamayacağını oraya koymaya çalışmaktadır. Oysa bu dünya engellerle de yaşanmaya değerdir. Yeter ki, sabretmesini bilelim ve çalışmayı elden bırakmayalım. Unutmayalım ki, önümüze engelmiş gibi çıkan bazı şeyler, gerçekte bizim için birer nimet olabilir; önümüze nimetmiş gibi görünen başarılar da kendimiz için birer külfet olabilir!..

Hayattaki engeller, başkalarına küfrederek nimete dönüşmüyor; sabırla onların üzerine giderek, b külfetler nimete dönüşebilir. Tıpkı yukarıdaki kıssada olduğu gibi…


Tarih: 19:34, 24/3/2008
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->