Eğitimli İnsan

BİLGİ ÇAĞININ EĞİTİMLİ İNSANI

Dr. Mehmet OKUTAN

 

İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığı zaman sadece “birey”dir; onun insan olması, “kişi veya şahıs” olmasına bağlıdır. Doğduğu anda sadece “birey” olan yeni doğan insan, eğitimle “şahıs” haline gelecektir. Eğitimden nasibini alamamış bireylerin kişilik kazanmalarında sorun olduğunu kolayca söylemek mümkündür. Buradaki eğitimden kastımız, elbette ki, sadece “örgün eğitim” değildir. Çünkü insanın eğitimi dünyaya geldiği “ailesinden” başlayıp, ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç, kültürümüzde “beşikten mezara kadar giden bir süreç” biçiminde formüle edilmiştir. İnsan, beşikten mezara kadar devam eden bir eğitim süreci içinde kişi olmayı öğrenmektedir. Bu süreç çağımızda “yaşamboyu süren bir süreç” şeklinde ifade edilmektedir. Hangi ifadeyi alırsak alalım, eğitimin insan hayatının bütün ömrünü kapsadığını kabul etmek zorunda olduğumuz görülmektedir.

İnsan tek boyutlu bir varlık değil; biyolojik, psikolojik, duygusal ve sosyal bir varlıktır. Sosyal varlık olmanın gereği olarak, insanın bir toplumda yaşama zorunluluğu vardır. İçinde yaşanılan toplumun kültürünü edinme süreci de olan eğitimin bir tanımı da “Bireyin kültürlenme süreci” biçiminde yapılmaktadır.

Bireyin ailesinde başlayan bu süreç, “okul” denilen kurumda, örgün eğitim biçiminde devam eder. Birey, okula bilgi öğrenmekten çok, “adam” olmaya gider. Geçmişte çocuklarını okula “adam olsunlar” diye gönderen aileler, okulların eğitim işlevinin farkında idiler. Günümüzde okulun bu işlevinin çok önemsenmediğini görmek, eğitim açısından üzüntü verici bir durumdur. Oysa günümüz insanı, eğitimin beşikten mezara kadar süren bir etkinlik olduğunun daha çok bilincine varmış olmalıdır. Çünkü yeni yüzyılın teknolojisi, biraz eğitim görmüş, tekdüze işlerde çalışmaya hazır milyonlarca insan, ekmek parası için otoriteye mutlak itaat eden kişiler istemez; onun istediği sorular soran, yeni kararlar alabilen, insiyatif kullanabilen, yeni durumlarla başa çıkabilen, yeni durumlara uyum yapabilen kişilerdir. Bütün bu özelliklere sahip insanların yetişebilmesi için “sürekli eğitimin” işlevsel hale gelmesi gerekir.

Çağımızda eğitimin temel amacı, kişinin uyum yapma yeteneğini, hızlı ve sürekli değişime uyduracak biçimde geliştirmektir. Bunun için de eğitimin değişime ayak uyduracak biçimde düzenlenmesinin zorunlu olduğu açıktır.

Çağımızda bilgi kısa sürede çağdışı kalmaktadır. Buna karşılık insanın ömrü uzuyor. Buna göre, gençlikte öğrenilen becerilerin yaşlılıkta aynen kalmayacağı net bir şekilde görülmektedir. Günümüzde öğrenilen bilgilerin “son kullanma tarihi”nin en çok 2(iki) yıl olduğu ileri sürülmektedir. O halde insanın ayakta kalabilmesi için sürekli bilgilenmesi, değişime ayak uydurabilecek bilgileri edinmesi şarttır.

Günümüzün okulları, yalnızca bilgi vermekle kalmayacak, hangi bilgiyi nereden elde edebileceğini ve bilgiyi kullanma yollarını öğretmeyi ödev bilecektir. Çünkü bireyleri “öğrenen bireyler” olarak yetiştiremeyen eğitim sistemleri, çağdışı kalmaya mahkûmdur. Günümüzde okullar, aynı zamanda öğrenciye, eski düşünceleri atmasını ve yerine yenilerini nasıl ve ne zaman koyacağını da öğretmelidir. Okullar bunu yaparken öğrenmeyi öne almalı, öğretimi ikinci plana itmelidir.

Günümüzün okullarından yetişen eğitimli insan, bilgiyi nasıl sınıflandıracağını, doğruluğunu nasıl değerlendireceğini, somuttan soyuta, soyuttan somuta nasıl gidip-geleceğini, sorunlara farklı bakış açıları ile nasıl yaklaşılabileceğini, kısaca kendisine nasıl öğretmenlik edebileceğini bilen kimse olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde cahil insan, okuma-yazmasını bilmeyen değil, “nasıl öğreneceğini bilmeyen(öğrenemeyen)” kişidir.

Günümüz okullarında eğitim,  kültürel değerlerin beceri ile birlikte genç kuşaklara geçirilmesiyle ilgilenir. Bu okullardan yetişen bireyler, değişime ayak uydurabilen, iyi uyum yapabilen ve gelecekle ilgili gelişmiş sezgisi yani vizyonu olan kişiler olarak hayata atılmaktadırlar.

Çağımızın “bilgi toplumu” adı ile nitelendirildiğini biliyoruz. Bilgi toplumunun simgesi durumunda olan birey de “eğitimli insan” olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilgi toplumunun çekirdeğinde yukarıda bazı özellikleri sıralanmaya çalışılan “eğitimli insan” yer almaktadır. Bu eğitimli insanın diğer bazı özellikleri şu şekilde belirtilebilir.

Eğitimli insan, diğer kültürlerin ve geleneklerin değerini bilen, Çinlilerin, Japonların, Korelilerin tablolarını ve seramiklerini, Büyük Doğu Dinlerinin felsefesini, İslâm Dinini, hem inanç, hem de kültür olarak takdir edebilen insandır(*).

 Eğitimli insan, sağlıklı bir gözlemci olduğu gibi, olayları analiz edebilme yeteneğine de sahip kişidir. Küreselleşen bir dünyada yaşamaya hazırlıklı olan eğitimli insan, aynı zamanda milli kültürü içinde yaşamayı bilen kişi olacaktır. Eğitimli insan bir taraftan “bir dünya vatandaşı” iken, bir taraftan da milli köklerinden beslenerek, kendi milli kültürlerini zenginleştirmekle ödevli bir kişi olacaktır. Eğitimli insan, aynı anda birden çok kültürün içinde yaşayıp çalışmaya hazırlıklı olacaktır.

Günümüz okulları, bilginin değişen biçimi, içeriği, sorumluluğu hakkında yeni yetişmekte olan bireyleri eğitmekle yükümlüdür. Okullarda artık kuru bilgilerin yerine, öğrencilerin kendilerinin bulup, hayatlarında uyguladıkları bilgilerin yer alması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.  Günümüz okullarında öğretmenle öğrencinin bilgiye olan mesafesi eşitlenmiştir. Öğretmen öğrencilerden daha çok bilmekle değil, neyin nasıl elde edeceğinin yollarını bilmekle öğrenciden ayrılmaktadır. Eğitimli insan yetiştirebilmenin olmazsa olmaz şartı, elbette ki, öncelikle öğretmenlerle eğitim yöneticilerinin eğitimli insan olmasını zorunlu kılmaktadır. Eğitimli insan olunmadan, eğitimli insan yetiştiremeyeceğimiz açıktır.

(*) (Peter Drucker. Kapitalist Ötesi Toplum(Çev.Belkıs Çorakçı).İstanbul: İnkılâp Kitabevi, 1993.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !